Tertemiz bahar havası. Çok severdi bu kokuyu o kadın. Derin bir nefes çekti içine.Yüzünde bir gülümseme. Camları sonuna kadar açtı. İçeri gitti. Çok sevdiği yeşil elbisesini giydi, makyajını yaptı. Saçları sapsarıydı, gözleri masmavi. Güneş, insanları sevinçten ağlatabilmek için elinden geleni yapıyordu, deniz hoş sohbete ortak bir duble rakı gibiydi; hem dile hem kalbe... Radyoda en sevdiği şarkıyı buldu; hani şu kuşların da olduğu... Arkada istiklalin sesi... Ne zaman duysa bu şarkıyı dans etmeye başlardı. Yine öyle yaptı. İnsanlar nasıl da hareketli şimdi. Herkesin bir acelesi var. Bak şu gülen adama, koşan kadına bak. Dans etmeyi o kadar çok seviyordu ki o kadın, geceleri bile durmuyor dans ediyordu. Çok mutlu görünüyor. Makyajı yerindeydi, saçları sapsarıydı gözleri masmavi. Daha sabah kahvaltısı bile yapmamıştı oysaki. Mutfağa girdi.
Haydarpaşa o gün çok kalabalıktı. Sanki herkes gitmek için ordaydı o gün. Herkes özlemeye o kadar mecbur görünüyordu ki... Kimi genç, kimi yaşlı, kimi daha çocuk, zengini de var fakiri de... Baksana ayağındaki ayakkabıya; şimdi çıkacak sanki ayağından.
İnsan giderse özler...
Dolabı açtı, en sevdiği yemek oradaydı. Oydu onu doyuran. Kurdu masasını boğaza karşı. Karşıda Sarayburnu...
Bir yandan da ağlıyor.
-Ozaman gitme. Neden gidiyorsun ki?
-Gitmezsek aç kalırız, diyor.
İyice doyurdu karnını. Sofrayı öylece bıraktı. Çekmeceyi açtı, bir dal sigara aldı. Uzandı kanepeye, sigarasını yaktı. Gözlerini gökyüzüne dikti, bir nefes çekti.
Galata köprüsü yine dolu, herkes balıkta, kimisi alışverişten dönüyor, liseliler el ele. Martılar sanki sırf kendilerine simit atan insanları mutlu etmek için simitleri alıyorlar. Aha! Kaza oldu köprüde.
Elleri okadar narindi ki bir izmariti bile tutmayı beceremiyor.Allah'tan hemen söndürdü sigarayı da halı yanmadı. Güneş tam tepede. Sıcacık bir bahar havası. Bankanın önündeki kuyruğa bak. Dolmuşa binen insalar birbirini eziyor resmen. Trafik arapsaçı...
Çok da titiz değil aslında o kadın. Ama yine de etrafı biraz toplamaya çalıştı. Camları sildi. Masa hala dağınık. Küllüğü boşalttı. Rafların hali içler acısı. Kitaplar yerlerde. Parktaki amca neye sinirlendi acaba. Ne okudu ki gazetede? Klasik bir İstanbul haberine canı sıkılmış olamaz, alışkın olması lazım. Allah bilir hangi köşe yazarı ne zırvalamıştır yine. Baktı düzen ona göre değil, bıraktı herşeyi olduğu gibi. Nasılsa yarın yine dağılacaktı.
Hava kararmaya başlamıştı. Hiç sevmez karanlığı o kadın. Hava karardıkça, o evinin ışıklarını bir bir yaktı. Ezan sesi de duyuldu. Mahya ne güzel ışıldıyor. Köprü bir çift inci küpe gibi parlıyor. Korkudan ne yapacağını bilemedi o kadın; radyonun sesini sonuna kadar açtı. Sokak müzisyenleri, sarhoş gençler, gece kulüpleri, klaksonlar, ambulanslar, kediler, köpekler...
Artık uyku vakti gelmişti. Aynanın karşısına geçti.
Boğazın taklitçiliğine bak; ne görüyorsa aynısını gösteriyor akşam vakti. Ay bile ayaklarının altında...
Önce rimelini ve farını sildi. Yazık kadına ya... Belki de emekli maaşı vardı o çantanın içinde. Rujunu da sildi sonra. Çantayı alana da yazık; baksana şu hayatına. Lenslerini çıkardı. Gözleri kan çanağına dönmüş. Kim bilir hangi dertten attı kendini boğazın güzel gözlerine? Küpelerini çıkardı, kolyesini çıkardı, siyah geceliğini giydi o kadın. Sıcacık yatağı onu bekliyordu artık.
Melih, Freiberg, 09.10.2010
10 Ekim 2010 Pazar
17 Eylül 2010 Cuma
4 Eylül 2010 Cumartesi
KaraGün
Güzel bir gün
Hani kuşlu, çiçekli
çocuklar neşeli..
Peki ya o kan
Peki yatan ötedeki?
Güzel bir gün.
Sen gömülmüş yatağında,
'Yeşil mi, sarı mı'
Yok, bu gün kırmızı.
Bu gün gömülmüş kara toprağa.
Köpekler!
Katiller!
Bulutlar ağlar bugün
'Yarın yok, yarın yok
N'olur bugün yıkansın
Tek bir gün kandan arınsın'
5 Ağustos 2010 Perşembe
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Bir Pazar Günü İstanbul
Yelpazesini salladıkça daha çok terliyor. Hava çok sıcak. Saçlarını kazıtmayı düşünüyor yine. Kahvaltı sonrası ritüeli başladı! Televizyonda yine kendinden bahsediliyor. Utanarak izliyor. Bunca insanın aşık olduğu biri olmak zor, diye düşünüyor, bir küfre layık olmak zor.
Sarhoşların naralarında duyuyor ismini geceleri. Uyuyamıyor uzun zamandır, sürekli bir bahanesi var. O kadar kalabalık ki yüreği, kimsenin adını aklında tutamıyor. Eskiyi hatırlatıyor bir tarafı sürekli, o sessiz günlerini. Yaşlandığını fark ediyor sonsuzuncu kez. Çok hızlı yaşıyorum, diyor aynadaki aksine, her sabah. Oysa ki tek yaptığı oturmak. Yapayalnız oturmak ve insanların kendine aşık olmasına müsaade etmek. Hem etmesem ne olacak ki, yine sevecekler, diye düşünüyor. O kadar yorgun ki...
Adına yazılmış onca şarkı, şiir, yazı kafasında dönmeye başlıyor. Ne kadar güzel olduğundan, ne kadar sevildiğinden, uğruna ölmenin şeref olacağından bahseden sözler kalabalığı... Gülümsüyor. Şimdi bir sigara yakmalı, çünkü sabah ritüeli bunu gerektiriyor, efkar vakti şimdi. Uğruna ölen onca insan geliyor aklına, suratındaki gülümseme genişliyor. Gözünden fırlayan bir damla yaş, yarışı başlatıyor. Metrekare başına bilmem kaç litre düşecek kadar ağlıyor. Uğruna yeni insanlar öldürüyor, boğarak. Aşıklarının ateşini söndürmeye çalışıyor böylece. Daha fazla aşık için daha fazla göz yaşı, daha fazla aşk için daha fazla ölüm... Makyajı tamamen aktığında diniyor göz yaşları. Doğuyu temsil eden bir batılının sahip olabileceği en güzel makyaj suratından siliniyor bir anlığına. Sonra en tepeye tırmanan güneşle beraber geri geliyor. Yüzündeki bulutlar da yelpazesinden doğan sıcak bir meltemle dağılıyor.
Sayısız erkeğin sahip olmak istediği bu güzellikten kurtulmak istiyor yine. Yaşlandığını suratında görmek istiyor, makyajı kapatmasın istiyor. Sahip olunmaktan, yönetilmekten bıkmış bir halde, doğduğundaki tek parça, ufak bir köy olan halini özlüyor. Güzel olmak, sevilmek yerine nefret edilen olmak istiyor artık. Belki böyle kurtulabilirim bu sıkkınlıktan, diye düşünüyor. Sonra, yorulmaya, sıkılmaya, yalnızlığa devam ediyor.
Zenginliği ve fakirliği bir bünyede besliyor. İçindeki fakirden, içindeki zengine vermek için çalıyor her gün, Robin Hood'un kemiklerini sızlatırcasına. Bir yanı klimasının kumandasına uzanmaya üşenirken, öte yanı kışın ihtiyaç duyacağı kömürü düşünüyor yaz günü. Bunları düşününce tekrar gülümsemeye başlıyor. Neşesini yerine getirecek kadar hüzün barındırıyor bu büyük ayrım. İçinde aşk barındırmayacak kadar neşe dolu hissediyor kendini. İçindeki karanlık tarafı seviyor. Kötülük, yüzünün orta yerinde sırıtıyor. Sigarasını söndürüyor. Efkar bitti, şimdilik.
Saatlerce aptal bir oyun oynayan, susadığını bile fark etmeyen ufak bir çocuk canlanıyor gözünde. Çocuğun bu kadar erken aklına gelmesi tatil anlamına geliyor. Okul yok bugün, trafiğin sonunda daha çekilebilir şeyler var. Birazdan mangallar yanacak yüreğinde, akşamüstü rakı kokacak göbeği. Dinlenecek, daha çok yorulacak. Tekrar, ne kadar sevildiğini fark ediyor ve şaşırıyor. Hangi aşk monotona bu kadar dayanabilir ki? Hangi aşık daha fazlasını vadetmeyen bir sevgiliyi usanmadan sevebilir ki? Hangi kadın bu aşkı hak edebilir ki? Nice emsali çoktan unutulmuşken, onun sahip olduklarından bu kadar sık sıkılması nankörlük gibi geliyor. Nefret edilmeyi tek çözüm olarak gördüğü için kendinden utanıyor.
Günü, ikilemler topluluğunun hazırladığı bir tiyatro oyunu gibi anlam yüklü bir sıkıcılıkla devam ediyor. Bugün, dünkünden daha eğlenceli bir sahne var ama hala çok sıkıcı. Bir sigara daha yakıyor ve dumanın, içindeki boşluğu doldurma telaşını seyrediyor. Gözlerini kapatıyor. Rakı kokusu duyuyor, gülümsüyor. Şerefine kaldırılan ilk kadeh gözlerinden akmaya başlıyor. Sabahı düşünmeden eğlenen insanları sıkmayacak kadar huzurlu bir şekilde ağlıyor. Bugün yine özel bir gün, yağmur kimsenin tadını kaçıramaz ne de olsa...
Sarhoşların naralarında duyuyor ismini geceleri. Uyuyamıyor uzun zamandır, sürekli bir bahanesi var. O kadar kalabalık ki yüreği, kimsenin adını aklında tutamıyor. Eskiyi hatırlatıyor bir tarafı sürekli, o sessiz günlerini. Yaşlandığını fark ediyor sonsuzuncu kez. Çok hızlı yaşıyorum, diyor aynadaki aksine, her sabah. Oysa ki tek yaptığı oturmak. Yapayalnız oturmak ve insanların kendine aşık olmasına müsaade etmek. Hem etmesem ne olacak ki, yine sevecekler, diye düşünüyor. O kadar yorgun ki...
Adına yazılmış onca şarkı, şiir, yazı kafasında dönmeye başlıyor. Ne kadar güzel olduğundan, ne kadar sevildiğinden, uğruna ölmenin şeref olacağından bahseden sözler kalabalığı... Gülümsüyor. Şimdi bir sigara yakmalı, çünkü sabah ritüeli bunu gerektiriyor, efkar vakti şimdi. Uğruna ölen onca insan geliyor aklına, suratındaki gülümseme genişliyor. Gözünden fırlayan bir damla yaş, yarışı başlatıyor. Metrekare başına bilmem kaç litre düşecek kadar ağlıyor. Uğruna yeni insanlar öldürüyor, boğarak. Aşıklarının ateşini söndürmeye çalışıyor böylece. Daha fazla aşık için daha fazla göz yaşı, daha fazla aşk için daha fazla ölüm... Makyajı tamamen aktığında diniyor göz yaşları. Doğuyu temsil eden bir batılının sahip olabileceği en güzel makyaj suratından siliniyor bir anlığına. Sonra en tepeye tırmanan güneşle beraber geri geliyor. Yüzündeki bulutlar da yelpazesinden doğan sıcak bir meltemle dağılıyor.
Sayısız erkeğin sahip olmak istediği bu güzellikten kurtulmak istiyor yine. Yaşlandığını suratında görmek istiyor, makyajı kapatmasın istiyor. Sahip olunmaktan, yönetilmekten bıkmış bir halde, doğduğundaki tek parça, ufak bir köy olan halini özlüyor. Güzel olmak, sevilmek yerine nefret edilen olmak istiyor artık. Belki böyle kurtulabilirim bu sıkkınlıktan, diye düşünüyor. Sonra, yorulmaya, sıkılmaya, yalnızlığa devam ediyor.
Zenginliği ve fakirliği bir bünyede besliyor. İçindeki fakirden, içindeki zengine vermek için çalıyor her gün, Robin Hood'un kemiklerini sızlatırcasına. Bir yanı klimasının kumandasına uzanmaya üşenirken, öte yanı kışın ihtiyaç duyacağı kömürü düşünüyor yaz günü. Bunları düşününce tekrar gülümsemeye başlıyor. Neşesini yerine getirecek kadar hüzün barındırıyor bu büyük ayrım. İçinde aşk barındırmayacak kadar neşe dolu hissediyor kendini. İçindeki karanlık tarafı seviyor. Kötülük, yüzünün orta yerinde sırıtıyor. Sigarasını söndürüyor. Efkar bitti, şimdilik.
Saatlerce aptal bir oyun oynayan, susadığını bile fark etmeyen ufak bir çocuk canlanıyor gözünde. Çocuğun bu kadar erken aklına gelmesi tatil anlamına geliyor. Okul yok bugün, trafiğin sonunda daha çekilebilir şeyler var. Birazdan mangallar yanacak yüreğinde, akşamüstü rakı kokacak göbeği. Dinlenecek, daha çok yorulacak. Tekrar, ne kadar sevildiğini fark ediyor ve şaşırıyor. Hangi aşk monotona bu kadar dayanabilir ki? Hangi aşık daha fazlasını vadetmeyen bir sevgiliyi usanmadan sevebilir ki? Hangi kadın bu aşkı hak edebilir ki? Nice emsali çoktan unutulmuşken, onun sahip olduklarından bu kadar sık sıkılması nankörlük gibi geliyor. Nefret edilmeyi tek çözüm olarak gördüğü için kendinden utanıyor.
Günü, ikilemler topluluğunun hazırladığı bir tiyatro oyunu gibi anlam yüklü bir sıkıcılıkla devam ediyor. Bugün, dünkünden daha eğlenceli bir sahne var ama hala çok sıkıcı. Bir sigara daha yakıyor ve dumanın, içindeki boşluğu doldurma telaşını seyrediyor. Gözlerini kapatıyor. Rakı kokusu duyuyor, gülümsüyor. Şerefine kaldırılan ilk kadeh gözlerinden akmaya başlıyor. Sabahı düşünmeden eğlenen insanları sıkmayacak kadar huzurlu bir şekilde ağlıyor. Bugün yine özel bir gün, yağmur kimsenin tadını kaçıramaz ne de olsa...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)